Bilmiyorum
Bilmiyorum. Bir konuşmaya bu kelimeyle başlamak dikkat çekici olabilir.
Hüznün dili olmadığını öğrenmiş bulunmaktayım ve tüm sonların içinde yuttuğu hikayelerin anlam bulmayı beklediği sahici kalplerin varlığını aramaktayım. Her insan hayallerini, sonbahar yağmurlarıyla üşüyen bedenlerinden ayırıp hiç batmayan güneşin tonlarıyla giydirmek ister. Oysa ki gerçeklik ilk tokatta hayalleri yerle bir edecek kadar çirkin görünebilir. Darmadağınık ve yoksunluktan güzelliğini kaybeden eşyalar gibi ruhlarda işlenmeye işlenmeye kusurlarını acımasız aydınlıklara serebilir. ve hiçbir çirkinlik bilgeliğinden ödün vermez ve o daima yüzünüze acının gerçekliğini yerleştirir. Tebessümlerinizi yerli yersiz çalmaya başlar. ve bilmemek yüklü omuzların son bir güçle umursamaz davranmak için salınması ile kendini gösterir. Korkuları cesaretle yarışacak mecali bulamayan insanlar nadir bulunan cevheri taşımaktadırlar. Oysa ki çoğu umursamadıkları şeyde nice işlenmiş yaşanmışlıklar saklıdır. ve mevsim havaya biraz melankoli serpmiştir. Bilmemek için en uygun saatler gelip çatmıştır. Kısa ve öz... Var ile yok. ve o arada umursuzca bilmek, bilgisizce ermek...