Gündem

Rüzgarın kızı Çanakkale’yi sardı

Mehmet Akkan’ın sosyal medya hesabından yaptığı dikkat çekici paylaşım, baharın gelişiyle birlikte Çanakkale doğasında yaşanan eşsiz dönüşümü gözler önüne serdi.

Abone Ol

Çanakkale'de Orman Yüksek Mühendisi Mehmet Akkan’ın sosyal medya hesabından yaptığı dikkat çekici paylaşım, baharın gelişiyle birlikte Çanakkale doğasında yaşanan eşsiz dönüşümü gözler önüne serdi.

“Rüzgar Çiçeği, Rüzgarın Kızı, Dağ Lalesi, Düğün Çiçeği (Anemon)” sözleriyle başlayan paylaşımda, Çanakkale’nin, Kazdağları’nın ve Biga Yarımadası’nın muhteşem güzelliklerinden biri olan anemon çiçeklerinin toprağın uyanışını müjdelediği vurgulandı.

BAHARIN HABERCİSİ: ANEMON

Düğün çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasına ait olan anemon (Anemone) çiçekleri; ülkemizde “Dağ Lalesi”, “Taçlı Kırlalesi”, “Rüzgar Çiçeği” gibi isimlerle anılıyor. Gece yapraklarını kapatıp sabah yeniden açmaları nedeniyle “beklenti” anlamını simgeleyen bu narin çiçekler, aynı zamanda kırılganlığı ve fırsatları doğru zamanda değerlendirme mesajını taşıyor.

Mart ve nisan ayları arasında çiçek açan anemonlar; kırmızı, mor, mavi, pembe ve beyaz tonlarıyla ormanlık alanları, çalılıkları, yamaçları ve çayırlıkları adeta bir renk cümbüşüne çeviriyor. Deniz seviyesinden 400 metreye kadar görülebilen bitki; güneşli ya da yarı gölge alanları ve organik madde bakımından zengin, nemli toprakları tercih ediyor.

Hava sıcaklıklarının 18-20 dereceyi bulduğu bugünlerde, arıların akınına uğrayan anemonlar erken çiçeklenmeleri sayesinde kış sonrası dönemde önemli bir nektar kaynağı oluşturuyor. Soğanlı yapılarıyla toprağı havalandıran ve koruyan bu bitkiler, böcekler ve küçük canlılar için de yaşam alanı sunuyor.

BİLİMSEL KİMLİĞİ

Anemonun sistematik sınıflandırması ise şöyle:

  • Âlem: Plantae
  • Bölüm: Magnoliophyta (Kapalı tohumlular)
  • Sınıf: Magnoliopsida (İki çenekliler)
  • Takım: Ranunculales
  • Familya: Ranunculaceae (Düğün çiçeğigiller)
  • Cins: Anemone (Güllale, Rüzgarın Kızı, Dağ Lalesi, Düğün Çiçeği)

ŞİFA KAYNAĞI OLARAK ANEMON

Anemon çiçeği ve soğanları farmakolojide ilaç yapımında kullanılmaktadır. Antiseptik, anti enflamatuar ve anti mikrobiyal etkileri olduğu belirtilen bitki; zararlı virüs, bakteri ve mantarlara karşı kullanılmaktadır. Geçmişte baş ağrısı, baş iltihabı, rahim hastalıkları ve kadınlarda sütün kesilmesi vakalarında da başvurulan bitkiler arasında yer almıştır.

MİTOLOJİDEN SANATA UZANAN YOLCULUK

Anemon çiçekleri mitolojide de önemli bir yere sahiptir. Efsaneye göre aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’in yaralı sevgilisinin kanlarının aktığı yerde anemonlar bitmiş ve buradan dünyaya yayılmıştır. Bir başka anlatıma göre Afrodit’in gözyaşları, sevgilisi Adonis’in kanıyla birleşerek anemonları kırmızıya boyamıştır.

Hristiyanlıkta kırmızı anemonlar, Isa’nın çarmıha gerilişinde döktüğü kanı simgeler. Bazı mitlerde ise tanrılara inanmadığı için cezalandırılmak istenen bir kralın kızı, tanrıların merhametiyle anemon çiçeğine dönüştürülür. Bu nedenle anemon ölümle, kaderle ve aşkla ilişkilendirilir.

Bitkinin “Nu’man” adıyla anılması, Sümer bitki tanrısı Temmuz’un (Adonis’in eski adı) lakabıyla ilişkilendirilir.

Sanatta da anemon çiçekleri önemli bir yer tutar. Doğaya hayranlıklarıyla bilinen Henri Matisse ve Claude Monet tablolarında anemonları sıklıkla resmetmiştir. Matisse’in “Anemonlar”, “Beyaz Laleler ve Anemonlar”, “Mor Elbise ve Anemonlar” ve “Anemon Vazosu” eserleri bunlardan bazılarıdır. Ayrıca sanat tarihinde “Çarmıha Gerilme” ve Meryem Ana’nın “Yas Tutma” sahnelerinde kırmızı anemonların sembolik olarak kullanıldığı görülür.

“DOĞADA SADECE AYAK İZİMİZ KALSIN”

Kazdağları’nda doğanın muhteşem bir güzellik sunduğunu vurgulayan Mehmet Akkan, doğada bulunmanın insanın duygu, düşünce ve davranışlarını olumlu etkilediğini ifade etti. Bazı ülkelerde “Orman Banyosu” olarak adlandırılan doğayla temasın önemine dikkat çeken Akkan, şu çağrıyı yaptı:

“Doğa çöp üretmez. Ne götürdüysek geri getirmeliyiz. Çöpümüzü bırakmamalıyız. Doğada sadece ayak izimiz kalmalı.”

Çanakkale’de baharın müjdecisi olan anemonlar, Kazdağları ve Biga Yarımadası’nı adeta bir renk şölenine çevirirken; doğanın sunduğu bu eşsiz güzelliği koruma sorumluluğunu da bir kez daha hatırlatıyor.

Loading...