Türkiye Su Enstitüsü Politika Geliştirme Koordinatörü Dr. Tuğba Evrim Maden, iklim değişikliğinin su kaynaklarına çok boyutlu etkilerini ve neler yapılması gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
İklim değişikliğinin etkilerinin çoğunlukla sıcaklık artışıyla ilişkilendirildiği görülse de en belirgin yansımaların su döngüsü üzerinden hissedildiği ortaya konmaktadır. Yağışların düzensizleşmesi, uzun süreli kuraklıkların yaşanması, ani ve şiddetli sel olaylarının meydana gelmesi, yeraltı sularının giderek azalması ve su kalitesinde bozulmalar bu krizin doğrudan sonuçları arasında gösterilmektedir. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler (BM-Su-UN-Water) başta olmak üzere uluslararası kurumlar tarafından iklim değişikliği bir su krizi olarak tanımlanmaktadır.
İklim değişikliğinin suya etkisi nedir?
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında, küçük sıcaklık artışlarının dahi su döngüsünde ciddi bozulmalara yol açabildiği belirtilmektedir. Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer aldığı için bu etkilerden doğrudan etkilenmektedir. Akdeniz havzasının küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısındığı, yağışlarda belirgin azalmaların görüldüğü ve kuraklıkların sıklaştığı ortaya konmuştur. Türkiye'nin yıllık kişi başına düşen su miktarının yaklaşık bin 300 metreküp olduğu hesaplanmakta ve bu değer ülkemizi Falkenmark indeksine göre 'su stresi yaşayan ülkeler" kategorisine sokmaktadır. Projeksiyonlara göre, yüzyılın sonuna kadar su potansiyelimizde yüzde 25'lik bir azalma yaşanabilecektir.
Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) tarafından hazırlanan Drought Hotspots raporunda Türkiye topraklarının yüzde 88'inin çölleşme riski altında olduğu belirtilmektedir. Yüzyılın sonuna kadar yağışlarda yüzde 30'luk bir azalma, kıyı bölgelerinde sıcaklıklarda 4-5 derece, iç bölgelerde ise 5-6 derecelik artış beklenmektedir.
2022'nin kurak geçmesinin ardından, 2023 yılında Karadeniz dışındaki tüm bölgeler kuraklık koşullarından etkilenmiştir. En fazla zarar Ege, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Trakya bölgelerinde kaydedilmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 2024-2025 su yılı verilerine göre Türkiye, 10 aylık dönemde uzun yıllar yağış ortalamasının yüzde 26 altında kalan ve 52 yılın en düşük seviyesine inen yağış değerleriyle ciddi bir meteorolojik kuraklık yaşamıştır. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde yağış oranındaki azalmalar yüzde 60'a yakın, Marmara ve Ege'de de 18 yıllık dönemin en düşük seviyelerine ulaşmıştır.
İklim değişikliğinin Türkiye'nin su arz-talep dengesi üzerinde ciddi etkiler yarattığı görülmektedir. Arz tarafında, azalan yağışlar ve artan buharlaşma nedeniyle suyun doğal yenilenmesi kısıtlanmaktadır. Yeraltı sularının tükenmesi ve göl ile barajlarda küçülme yaşanmaktadır. Talep tarafında, toplam su kullanımının yüzde 70'inin tarım tarafından gerçekleştirildiği rapor edilmiştir. Geleneksel sulama yöntemleri, kurak dönemlerde talebin artmasına neden olmakta ve baskıyı daha da artırmaktadır. Kentlerde kuraklığın etkileri "çok az su, çok fazla su, çok kirli su" şeklinde yansımakta, yetersiz kaynaklar, ani sel baskınları ve azalan kalite büyükşehirlerde su stresini artırmaktadır.
Dünyada başarılı su yönetimi uygulamaları
Çin'in Sünger Şehirler yaklaşımı ile kentler yağış ve sel baskınlarına karşı daha dirençli hale getirilmiş, yağmur suyu yeniden doğaya kazandırılmıştır. Viyana, Berlin ve New York'ta yeşil altyapılarla desteklenen parklar, geçirgen yüzeyler ve yer altı tutma sistemleri aracılığıyla yağışlar daha kontrollü biçimde yönetilmektedir.
Brisbane'de, seller ve kuraklıkların yarattığı iklim şoklarından çıkarılan derslerle kapsamlı bir su yönetimi yaklaşımı geliştirilmiş, Uluslararası Su Birliğinin (IWA), Water-Wise Cities (Su Bilge Şehirler) prensipleri benimsenmiştir. Atık suyun yeniden kullanımı, su tasarrufu stratejileri ve eğitim programları uygulanmış, hükümet politikaları ve toplumsal kampanyalar sayesinde Brisbane "su tasarrufu şehri" kimliğini kazanmıştır.
"Su Bilge Şehirler" prensipleri, suyun yalnızca teknik bir hizmet değil, aynı zamanda ekosistem, toplum ve ekonomi ile bütünleşik bir değer olarak ele alınmasını öngören bir çerçeve sunmaktadır. IWA tarafından geliştirilen bu yaklaşım, dört ana boyut üzerine kuruludur; Suya duyarlı bir vizyon geliştirmek ve kapsayıcı yönetişimi sağlamak, doğa ile uyumlu şehirler inşa ederek mavi-yeşil altyapıyı güçlendirmek, içme suyu, atık su ve yağmur suyunu entegre biçimde yöneterek kaynakları döngüsel hale getirmek ve toplumu bilinçlendirip krizlere dayanıklı kılmak. Bu yaklaşım sayesinde şehirlerin hem iklim değişikliğine uyum sağlaması hem de su güvenliği, yaşam kalitesi ve ekolojik sürdürülebilirlik açısından daha dirençli hale gelmesi hedeflenmektedir.
Drought Hotspots raporuna göre, Türkiye Akdeniz'in en kırılgan kuraklık bölgelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Artan sıcaklık, azalan yağış, yeraltı sularındaki hızlı çekilme ve kentlerdeki su baskınları, ülkemizin önümüzdeki yıllarda su kaynakları üzerinde baskının artacağını göstermektedir.
Türkiye'de son yıllarda kuraklık riskine karşı düzenlenen politikalar
Türkiye'de Su Verimliliği Seferberliği (2023) ile kaçakların önlenmesi, gri suyun yeniden kullanımı, yağmur suyu hasadı ve toplumsal farkındalık kampanyaları uygulanmaya başlanmıştır. Su Verimliliği Seferberliği bireyden belediyelere kadar tüm aktörlerde tasarruf, kayıp-kaçak azaltımı ve yeniden kullanım kültürünü yerleştirmeyi hedeflemektedir. Bu vizyonuyla IWA "Su Bilge Şehirler" prensipleri ile de uyum sağlamaktadır. Havza bazlı yönetim planları hazırlanarak birçok havzamız için kuraklık eylemleri geliştirilmiştir. Tarımsal dönüşüm politikaları kapsamında damla sulama ve suya göre tarım teşvik edilmiş, kuraklığa dayanıklı ürünler gündeme alınmıştır. Doğa temelli çözümler ile sulak alanların restorasyonu, ormanların korunması ve suya duyarlı şehirler yaklaşımı desteklenmiştir.
Bu kapsamda, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığımızın öncülüğünde yürütülen su verimliliği politikaları, havza bazlı yönetim planları, tarımsal dönüşüm uygulamaları ve doğa temelli çözümler, ülkemizin su güvenliğini artırmak, iklim değişikliğine uyumu güçlendirmek ve gelecek nesillere daha dirençli bir çevre bırakmak açısından stratejik bir önem taşımaktadır.
[Dr. Tuğba Evrim Maden, Türkiye Su Enstitüsü Politika Geliştirme Koordinatörüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.