Çanakkale’de orman yüksek mühendisi Mehmet Akkan, Assos’un binlerce yıllık tarihini Kazdağları’nın endemik bitkilerinden Sığırkuyruğu ile buluşturan dikkat çekici bir paylaşım yaptı. Akkan, “Et yiyen taşlar” olarak bilinen Assos taşlarından Kazdağları Sığırkuyruğu’na kadar bölgenin tarih, doğa, bilim ve mitoloji açısından taşıdığı zenginliklere dikkat çekti.

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Behram Köyü’nde bulunan ve dünyanın önemli tarihi merkezleri arasında yer alan Assos, 2 bin 800 yıllık geçmişiyle ziyaretçilerini tarih kadar doğanın da dikkat çekici hikâyeleriyle buluşturuyor.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.57

Çanakkale’de orman yüksek mühendisi Mehmet Akkan, Çanakkale Kültür Yolu Festivali kapsamında katıldığı Assos Ören Yeri gezisinin ardından bölgenin tarihi ve doğal zenginliklerine ilişkin kapsamlı bir paylaşımda bulundu.

Kazı ekibinden arkeoloji uzmanının eşliğinde Assos’un tarihini daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirten Akkan, daha önce de birkaç kez ziyaret ettiği ve hakkında çeşitli yayınlar okuduğu Assos’u bu kez farklı bir bakış açısıyla ele aldı.

Akkan’ın paylaşımında Assos’un 2 bin 800 yıllık tarihi içerisinde yaşam bulan endemik bitkilerden Kazdağları Sığırkuyruğu’na (Benli Sığırkuyruğu) kadar pek çok dikkat çekici ayrıntı yer aldı.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.57 (1)

ASSOS: TARİHİN VE FELSEFENİN YAŞAYAN EFSANESİ

Assos’un mitolojik bir efsaneden çok, tarihi birikimi, felsefi geçmişi ve doğasıyla yaşayan bir efsane olduğunu ifade eden Akkan, kentin kuruluşunun tarihçi Hellanikos’a göre M.Ö. 7. yüzyıla dayandığını aktardı.

Kent, Midilli Adası’ndan gelen Methymnalılar tarafından sönmüş bir volkanik tepenin üzerine kurulmuştu.

Assos’un tarihteki en önemli özelliklerinden biri ise büyük filozof Aristoteles ile olan bağı.

Aristoteles’in M.Ö. 347 yılında Assos’a gelerek burada üç yıl yaşadığı ve bir felsefe okulu kurduğu belirtilirken, bu özelliğiyle Assos’un felsefe dünyasının efsanevi duraklarından biri olduğu vurgulandı.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.57 (2)

ASSOS’UN “ET YİYEN TAŞLARI”

Assos’u farklı kılan en dikkat çekici tarihi ayrıntılardan biri ise “insan yiyen taşlar” olarak adlandırılan taşları.

Assos’ta çıkarılan ve kentin inşasında da kullanılan dayanıklı andezit taşından yapılan lahitlerin, içerisindeki cesetleri çok kısa sürede, yaklaşık 40 günde, erittiğine inanılıyordu.

Bu nedenle antik dönemde Assos taşlarına “insan yiyen taş” denildiği aktarıldı.

Akkan’ın paylaşımında yer verdiği bilgilere göre andezit; işlenmesi zor olmasına rağmen doğa şartlarına, depremlere ve zamana karşı oldukça dayanıklı sert bir volkanik taş olarak biliniyor.

Bölgedeki volkanik andezit taşının yüksek oranda alüminyum ve şap içerdiği, bu kimyasal bileşenlerin organik maddelerle temas ettiğinde doğal bir yakıcı veya asidik reaksiyon göstererek çürümeyi hızlandırdığı düşünülüyor.

Taşın boşluklu yapısının ise nemi ve mineralleri hızlı şekilde emerek mezar içerisindeki ayrışma sürecini hızlandırdığı ifade ediliyor.

Bu özellik nedeniyle taşın, dişler hariç bedeni yaklaşık 40 günde tamamen yok ettiği yönündeki inanışın antik dönemde yaygın olduğu belirtiliyor.

Hızlı ayrışmanın özellikle büyük salgın hastalıkların yayılmasını önlemek, nekropol alanlarında yer tasarrufu sağlamak ve hijyeni korumak açısından önemli bir avantaj sunduğuna inanılıyordu.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.57 (3)

3 TONLUK LAHİTLER STATÜ SEMBOLÜYDÜ

Assos lahitlerinin yalnızca mezar olarak değil, aynı zamanda antik dünyanın lüks ve prestij ürünlerinden biri olarak görüldüğü de paylaşımda yer aldı.

Yaklaşık 3 ton ağırlığındaki devasa taş blokların gemilerle Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere taşınmasının oldukça maliyetli olduğu, bu nedenle bu lahitlerde gömülmenin aristokratlar ve zengin kesim için önemli bir statü sembolü haline geldiği ifade edildi.

Çanakkale’de Avrupa Şampiyonluğu Coşkusu
Çanakkale’de Avrupa Şampiyonluğu Coşkusu
İçeriği Görüntüle

Assos’un en yüksek noktasında bulunan Athena Tapınağı da kentin önemli yapıları arasında gösteriliyor. Anadolu’daki dor düzeninin erken dönemdeki tek örneği olarak nitelendirilen tapınağın, kenti koruyan tanrıça Athena’ya adandığı belirtiliyor.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.58 (3)

BİNLERCE YILLIK DUVARLARDA HAYAT BULUYOR

Mehmet Akkan’ın paylaşımında Assos’un tarihi kadar bitki örtüsüne de özel bir bölüm ayrıldı.

Kazdağları Sığırkuyruğu (Benli Sığırkuyruğu) olarak bilinen bitkinin, paylaşımda literatürde Eski Menderes Sığırkuyruğu olarak da anıldığı ve bilimsel adının Verbascum scamandri olduğu belirtildi.

Binlerce yıllık duvarların üzerinde yaşam bulan endemik bitkinin, adeta geçmişte burada yaşayan insanları ve Assos’ta üç yıl geçiren Aristoteles’i anlatır gibi bir görüntü oluşturduğu ifade edildi.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.58 (2)

Sığırkuyruğu bitkisinin halk arasında yün otu, kral mumu, bez otu ve yalağı otu gibi isimlerle de bilindiği aktarıldı.

Paylaşımda bitkinin solunum yollarını rahatlatmak, öksürüğü yumuşatmak ve iltihap giderici etkiler gibi geleneksel kullanım alanlarından da söz edilirken; çay, lapa veya yağ şeklinde kullanıldığı belirtildi.

SIĞIRKUYRUĞUNUN YÖREDEN YÖREYE DEĞİŞEN İSİMLERİ

Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaygın olarak “yün otu” adıyla bilinen Sığırkuyruğu için halk arasında farklı isimlerin kullanıldığı da aktarıldı.

Kurt Kulağı: Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde tüylü ve geniş yaprakları nedeniyle bu isimle anılıyor.

Çoban Çırası: Kuruduğunda odunsu bir yapı alması ve meşale gibi kolayca yanabilmesi nedeniyle bu adla biliniyor.

Kral Mumu / Mum Otu: Dik ve uzun sarı çiçek salkımının mumu andıran görüntüsü nedeniyle bu isimler kullanılıyor.

Sığır Dili: Yapraklarının büyüklüğü ve dokusu nedeniyle bazı yörelerde bu adla anılıyor.

Bez Otu / Yalağı Otu: Bazı bölgelerde yerel halk tarafından bu isimlerle tanımlanıyor.

Akkan, halkın bitkilere verdiği isimlerin yüzyıllar boyunca oluşan kültürel birikimin günümüze yansıması olduğuna dikkat çekerek, “Hiçbir tıbbi bitki ismini tesadüfen almaz. Halk yüzyıllar boyunca en belirgin etkisine göre adını almaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.58Whatsapp Image 2026 09 07 At 11.03.58 (1)

“BİGA YARIMADASI; TARİHTİR, SANATTIR, MİTOLOJİDİR”

Mehmet Akkan, paylaşımının sonunda Biga Yarımadası ve Kazdağları’nın sahip olduğu doğal ve kültürel zenginliğe dikkat çekti.

Akkan, bölgeyi şu sözlerle özetledi: “Biga Yarımadası-Kazdağları; tarihtir, sanattır, mitolojidir, biyolojik çeşitliktir, bilimdir, güzelliktir...”

Akkan ayrıca, “Kazdağları hayat verir, yaşatır ve herkese iyi gelir” ifadelerini kullandı.

Paylaşımının bu bilgileri öğrenmelerine imkân sağlayan Kültür Bakanlığı’na ve Çanakkale Savaşları Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir’e teşekkür ederek tamamladı.

Assos’un binlerce yıllık taşlarıyla, Aristoteles’in felsefe mirasıyla, Athena Tapınağı’yla ve Kazdağları’nın endemik bitkileriyle birlikte ele alındığında, Çanakkale’nin tarih ve doğanın iç içe geçtiği en özel bölgelerinden biri olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Muhabir: Bahar Karakurt